Amazonlar, Karadeniz’den Bodrum Kalesi’ne geldi
İSMAİL BAYER
26-08-2013, Pazartesi
Amazonlar, Karadeniz kıyılarından, Ege’ye gelip, Bodrum Kalesi’ne çıkartma yaptılar. Güney Koreliler ise, Okyanus’dan Bodrum’a esintilerle geldiler. Sadece Kore’den değil, Arjantin’in fırtınalarını da, Bodrum Kalesi’nden estirdiler. Peki, ya Sibirya’dan gelenlere ne demeli. Bodrum’u asıl onlar fethettiler.
On bir yıl olmuş. Onbir yıl öncesini dün gibi anımsıyorum. Bodrum’da Bale Festivali’nin başladığı günleri. Antalya’da, opera ve bale festivali başladıktan on yıl sonra, Bale Festivali de, Bodrum Kalesi’nde başlamıştı.
O zamana kadar, Bodrum’a gitmeyenler kervanından ayrılıp, Bodrum’u Bale ile keşfetmek istemiştim. Bir başka Bodrum’un da olduğunu, Bodrum’u böylesine bir etkinlik ile keşfetmek, farklı olacak diye düşünüyordum. Önceki yıllar da, bir kaç saatliğine uğradığım Bodrum, benim için böyle daha anlamlı ve güzeldi. Ve 10 yıldır her yıl, en az bir iki etkinliğe katılarak, Bodrum’un bu yüzünü yaşamağa çalışıyorum.
Bizim sanatçılarımız, Bodrum Kalesi’nde, bu tarihle yaşamın içi içe girdiği sahnede, herhalde başka bir tad ile gösterilerini sürdürüyorlar. Başka ülkelerin dansçılarını da burada izlemek, bizler için bir şans olduğu kadar, onlar için de, Ege’nin bu tarihi sırtlayan kalesinin sahnesinde, Ege rüzgarı ile dansetmek de ilginç oluyordur sanıyorum.
İspanyolların dansları, tango harmanlamaları, hele Zorba’nın sahnede, 7 kez bis yapması, boşuna değil herhalde. Ama bu yıl, bir kez daha altını çizerek belirtmek gerekiyor ki, bu sanatta Ruslar bir başka.
11.yılına ulaşan, Uluslararası Bodrum Bale Festivalinin, ilk iki etkinliğini izleyemedim. “Hürrem Sultan”ı yıllar önce Antalya’da, buradaki sanatçılardan izlemiştim. Bodrum’da, İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçıları sahne alarak, artık klasikleşen bu gösteriyi sundular. İki ayrı akşamda, “Bach Alla Turca”yı ise, Samsun Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, Karadeniz’den gelerek, Ege kıyılarında yer aldılar. Bu gösteriyi ise bu güne kadar izlemek olanağı olmadı. Bakalım ne zaman, nerede gerçekleşir.
Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, Bodrum Kalesi’nde, “Amazonlar” ile yer aldılar. Karadeniz’in yukarı yakası ile Karadenizin güneyi, bu güzelliği ortak sahneye taşıyarak, Ege kıyılarına ulaştırıyorlar. Amazonlar, Karadeniz kıyılarından, Ege’ye açılıyorlar.
Müzik, Vakhtang Kakhidze. Karaegrofi, Moskova eğitimli bir sanatçı, Nugzar Magalashvili. Libretto, Medeia Magalashvili. Düzenleme ve sahneye koymayı da, Magalashvili’ler gerçekleştiriyor. Böyle bir eserin, bizim sanatçılarımız tarafından, Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenmesi, esere ayrıca bir değer ve önem katıyor. Bir buçuk saate yaklaşan, iki perdelik bu eser de, Amazonlar’ın ve Argonotlar’ın danslarını izliyoruz.
Müzik ile dansın uyumu, Karadeniz’de ki “Argo” gemisini, Ege de Bodrum Limanına yanaştırmış oluyor. Karadeniz’in kuzeyinden çıkan Argonotlar, hırçın dalgalarla boğuşarak, Karadeniz’in güneyine, kıyılarımıza iniyorlar.
Terme yakınlarında ki adaya indiklerinde, adalarında erkeklerin bulunmasına izin vermeyen, savaşçı kadınlar vardır. Karar alınır, savaş yapılmayacak, misafair olarak ağırlanacaklardır. Amazonların bu davranışıyla, Argonotlar’ın ilişkisi değişir, misafirler kalıcı olmaya başlayan ilişkileri geliştirirler. “Argo” gemisi ile gelenler, geliş amaçlarını bile unutmağa başlamışlardır.
Sonra, planlar, ihtiraslar, hesaplar girer ve kadınlar ile erkekler bir savaşı başlatır, kayıplar verilir. Savaşın anlamsızlığı anlayışı ile, ölümlerin artması değil, barış istenir.. Günümüz de, en çok gereksinim olan şey, barış.
Program dergisinde, bu gösteri ile ilgili olarak yer alan açıklamada ki bir paragrafı, burada aktaralım.
“Kadın erkek herkes aniden bu savaşın anlamsızlığını farkederler. Kadın ve erkeğin birbirini tamamlamak üzere yaratıldıklarını ve kavga yerine dayanışma içinde bulunmaları gerektiğini anlamışlardır. Kadınların doğaya aykırı biçimde yalnız birbirleriyle yaşadıkları çarpık düzen yıkılmış, yerini doğal uyum ve kadınla erkeğin normal ilişkisi almıştır.”
Sabahdan gece yarılarına kadar, siyasilerden sürekli olarak, Suriye ve Mısır’da yaşananları, değerlendirmelerinde ki söylem biçimleri, barış sürecini oluşturmuyor. İnsanların aynı ülke de ve aynı din de, bir birlerine yaptıklarını, açıklama da zorlandığımız, yaşadığımız bu günlerde, Ege Denizi’nden verilen bu anlayış ve yaşam biçiminin, buralara da ulaşmasını dileyelim.
Ege kıyılarına, sadece Karadenizden esintiler gelmedi. Kıtalar ötesinden, Okyanus’dan da esintiler vardı. Güney Kore’den gelen bu esintiler, sadece ülkelerinin esintilerini de değil, okyanusun diğer tarafından, güney Amerika’dan da esintiler getirdiler. Tangolarla, İspanya’dan Arjantin’e, Güney Kore’den Ege kıyılarına, birlikteliği, yaşam biçimlerini estirdiler.
Avrupa’dan, iki kareograf Hans van Manen ile Nacho Duato ve Güney Kore’den Karaegrof, Young Soon Hue, ayrı ayrı sahnelemelerle, Tchaikovsky, Yanacek, Stravinsky, Mascagni, Massenet ile Debussy’nin müziği ve de Piazzolla’nın müziğiyle, Güney Kore’li sanatçılar, Bodrum’da tarihi Kale’de sahne aldılar. Üç ayrı eser, “Black Cake” (Çikolatalı Kek), “Duende” (Cin), “This is Your Life” (İşte Hayatınız). Bir bütünlük içinde, dansın çoşkusuna kapılıp, denizlere açılıyorsunuz. Güney Kore’li dansçıların bu gösterilerin de, umduğumun ötesin de bir gösteri izlemenin keyfi ile Bodrum Kalesi’nden ayrılıyorum.
Ve Final. Üst üste iki ayrı gösteri, ben ilk akşam ki gösteriyi izledim. Sibirya’dan, Krasnoyarsk Devlet Opera ve Balesi. Kareograf, Rus balesini yıldızlarından Yuri Grigorovich. Bize hiç te yabancı gelmeyen, büyük besteci, Aram Khachaturian’ın müziği ile, tarihden bir kahramanı, Bodrum Kalesi’ne getirdiler. “Spartaküs”. Roma’dan kaçan halk kahramanı. İsyancıların örgütlenmesi ve direnç. Önce kazanır, zaferi görür, ancak sonra oyunlar başlar. Ve bozguna uğrayan, yenilen ve yaşamını, özgürlülük istemini, ölümle noktalama konumunda kalan, Spartaküs. Ama ölümsüzleşen bir kahraman, Romanlara, tiyaro oyunlarına, filmlere, müziklere konu olan bir kahraman.
Ve onu bu kez, Rus’ya’dan Bodrum Kalesi’ne getiren Ruslar, Ege’de kıyıların da, onun rüzgarının, yaşadığı yerlerde, asırlar sonra, topraklarında yaşamasını sağlıyorlar.
Bu Bale’yi nasıl anlatmalı ya da aktarmalı. Müziğe yabancı değiliz, konuyu biliyoruz. Ama yine de, bu baleyi nasıl anlatmalı. Seyrettiklerimizi aktarmada da, bazen yetersiz kalabiliyoruz. Ancak, yapacağımız değerlendirme, bu bale Rusların işi açıklaması olacaktır. Ve de bu ırk, sahne de bale ile daha da güzelleşiyor. Fizik, hareket, teatral sahneleme ve dans. Sibirya’nın soğundan geldiler. Bodrum’da öylesine sıcak rüzgarlar estirdiler ki. Bu rüzgarlar, sadece Ege kıyılarında kalmıyordur, sanıyorum. Bu rüzgarı kaçıranlara, bir daha gelirse, kaçırmayın diye, bu yazıya noktayı koyalım.
11. Uluslararası Bodrum Bale Festivali sona erdi. Seneye, yeni rüzgarları bekleyelim. Ancak, bu Bodrum, bir başka Bodrum. Şimdi rüzgar, Turgutreis’de esmeğe başladı. Haftaya da, Ege’den bu rüzgara kapılıp, yelken açarak, yolculuğumuzu sürdüreceğiz.
Gümbet-Bodrum. 26 Ağustos 2013. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com
