Bu bayram kaç kişiye kart attınız? Bodrum’da bir bayram nostaljisi… Yazan: Tansu Usal

BU BAYRAM KAÇ KİŞžİYE KART ATTINIZ?



Yazan: Tansu Usal

 


Bayramlara dair yeni kuşakların bilmediği güzel âdetlerimiz vardı. Telaş bayrama haftalar kala başlardı. Önce kimlere kart atılacak liste yapılır; üç aşağı beş yukarı sayı saptanırdı. Sonra bayram kartları, itina ile seçilir, dolmakalemle yazılır ve özenle imzalanırdı. Zarflama bittikten sonra sıra postanede kuyruğa girme ve pullama faslına gelirdi. Dilimde hâlâ o eski pulların zamk tadı var… Bu koşuşturma 80’lerin başından itibaren giderek azaldı ve artık neredeyse yok oldu diyebiliriz.


 

ޞimdi internet ya da cep telefonlarıyla kutlanıyor bayramlar. Sevdiklerinizin kokularını, parmak izlerini taşıyan o rengârenk bayram kartları yok artık. Onun yerine hepsi birbirinin aynı, ruhsuz ve “yasak savar kabilinden” gönderildiği her halinden belli olan elektronik mesajlarla gün kurtarılmaya çalışılıyor.

 


Bayram Ziyaretleri


Bayram ziyaretleri mi dediniz? Onlar neredeyse dinozorlar kadar eskide kaldı. Bugünlerde bayram ziyaretleri yerine –özellikle gençler ve çalışan kesimin büyük çoğunluğu başta olmak üzere- pek çok kişi ‘bayram turları’nı tercih ediyor. Yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere ikiye ayrılan bu turların sosyolojik etkilerinin büyük olduğu kesin:”Bu bayram vallahi size gelecektik ama işte aniden bu İtalya seyahati çıkıverdi, inşallah bir dahaki bayrama görüşürüz, kusura bakmayın…”



Bir taşla kaç kuş? İster “Biz bayramda yokuz, sakın zahmet edip bize gelmeyin”, ister “Bakın biz yurt dışına gidiyoruz, yoksa siz kös kös evde oturup misafir mi ağırlayacaksınız?” diye yorumlayın. Ya da en iyisi, “Bu bayramda sizlerle görüşmeyi ne kadar isterdik ama hay aksi bu seyahat ta durup dururken ansızın şey oldu…” gibisinden mazeretlere inanıveriyormuş gibi yapın. Sevindirin garipleri bayramda. Ne yapalım, âdetler değişiyor…

 


Bodrum’daki ilk bayramım…

Yıllar önce Bodrum’daki ilk bayramımda bir de “yerli baklava” ile tanışmış ve bu âdeti çok sevmiştim! Bayram öncesi o ne hazırlıktı öyle; payamlar (badem), cevizler kırılır, susamlar dövülür. İncecik yufkalar açılır, tepsilere güzelce döşenir, düzgünce kesilirdi. Bahçesinde fırını olanlar odun ateşinde, olmayanlar mahalle fırınlarında pişirdikten sonra, evde hazırlanan şerbetler de üzerine dökülünce baklava hazır olurdu. Bayramda konuklara ikram edilir ve ne kadar çok yenilirse yenilsin -şimdiki hazır baklavaların tersine- kesinlikle mideye rahatsızlık vermezdi. Aslında “Ev baklavası” geleneği çocukluğumda İstanbul’da da vardı ama tedavülden kalkalı belki kırk sene oldu. Bodrum’da da bu işten anlayan ve yapanların sayısında önemli bir düşüş gözlemliyorum ya, bakalım bu güzel gelenek daha ne kadar direnecek…

           


Kabristan ziyaretleri…

Bir de hatırlar mısınız, bayram öncesi kabristan ziyaretleri vardı. Kaybettiğimiz ama aslında hiç unutmadığımız sevdiklerimiz için onca koşuşturma arasında vakit bulup mezarlıklara gider, dua eder, içimizden onlarla konuşur dertleşirdik… Bu adet belki tümüyle terk edilmedi ama giderek daha az insanın böyle buluşmalara zaman ayırdığı da bir gerçek. Bodrum’da yaşamaya başlayalı neredeyse yirmi sene oluyor. Burada tanıyıp burada toprağa verdiğim dostlarımı anımsadım birden. Çoğunu -belki de hepsini- tanıyor olabilirsiniz…


Saynur Gelendost da artık yok!
 


90’ların hemen başıydı galiba. Bir akşamüzeri Bodrum marinaya (o zamanki adı Turban Marina) yürüyorum. Baktım Saynur Abla (Gelendost) kızlarını (Bodrumlu Gönüllüler grubunun hanım üyeleri) toplamış, Tepecik Camiinin yanındaki kaldırımda eğilmişler, ellerinde denizden topladıkları küçük taşlar, bir şeyler yapıyorlar. “Kolay gelsin, hayrola?” diye sorunca “Sevgi Yolunu bitirmeye çalışıyoruz. Yarın İstanköy’den Yunanlı konuklarımız, sanatçı dostlar ve çocuklar geliyor. Barış adına bir şeyler yapalım dedik, işin yoksa bize yardım etsene Tansu” deyiverdi rahmetli.


 

Hava iyice kararıncaya kadar beraber çalıştık. En büyük hayalinden; Bodrum’u sanatçıların toplandığı bir kültür ve barış merkezi olarak görmek istediğinden bahsedip durdu hep. Rahat uyu Saynur Abla; Bodrum sonunda bir cazibe merkezi oldu ama ne yapalım ki bu cazibeye sadece ucuz tur düzenleyen acentelerin kültür ve sanattan zerre kadar nasibini almamış müşterileri kapılıyor…

 


Çavuş Dayı’nın İtalya’sı…  

Yine 90’ların başında bir kış günüydü. Ortakentte bir bahçede Tony (Marciniec), ben, eşim ޞükran ve Çavuş Dayı (Kaptan Mehmet Dargan), hep beraber sohbet edip mandalina yiyorduk. Hani “nur yüzlü” derler ya, işte öyle pırıl pırıl bakar, gözlerinin içi her zaman gülerdi Çavuş Dayının. Sohbet esnasında rahmetli durup dururken, “Ben hayatımda ilk otomobili İtalya’da gördüydüm” deyiverdi. ޞaşırmıştım. Çavuş Dayının o zamanlar Bodrum’un en yaşlı kaptanı olduğunu biliyordum. Hatta ileri yaşına rağmen hâla ara sıra İstanköy’e giden feribotlarda kaptanlık yaptığını da kendi söylemişti. Ancak İtalya’ya kadar gitmiş olabileceğini doğrusu hiç düşünmemiştim.

 

“Nasıl yani?” diyecek oldum. “Cihan Harbi yıllarında İstanköy İtalya’ydı ya oğlum, eh işte ben de o zaman gittiğimde görmüştüm” deyince hepimizi bir gülme alıvermişti. Onu çoğunlukla Yeniköy Camiinin yanındaki kahvede, kaldırıma atılan tahta bir sandalyede adaçayını yudumlarken görürdüm arabayla geçerken. Kornaya basıp, el sallar selam verirdim; o da her zamanki güler yüzüyle selamımı alırdı. Üzümler dökülmesin diye asmalara nasıl kükürt verileceğini, bir sabah çok erken saatte üşenmeden gelip bana o göstermişti. ޞimdi her ilkbaharda kayınpederim Hasan Kaptanın (Yıldırım) asmalarına ailece kükürt verirken, Çavuş Dayıyı hep beraber rahmetle anıyoruz.


Mustafa Usta ve klasik müzik hayranlığı…

Daha ilk karşılaşmamızda eksantrik bir kişiliği olduğunu hemen anlamıştım Mustafa Ustanın (Karaca). Bodrum’a yerleşeli ve turizmde çalışmaya başlayalı henüz birkaç gün olmuştu. Bir iş için acenteye gelmişti, tanıştırıldık. Giydiğim hırkayı işaret edip “Karaca’dan değil mi?” diye sorduğunda çok şaşırmıştım. Bodrum’daki bir garip elektrik tamircisinin Beyoğlu’ndaki ünlü Karaca mağazasının adını bile duymuş olabileceğine hiç ihtimal vermemiştim.

 

“Benim babam da o aileden ama ben onları çoktan reddettim” deyince de bayağı şaşırmıştım. Sonra çok iyi dost olduk. Almanya’da uzun yıllar tanınmış bir firmanın fabrikasında çalıştığını, hayata biraz küser gibi olduğu bir dönemin ardından da gelip Bodrum’a yerleştiğini anlatmıştı bir ara. Mavi Yolculuk diye bilinen tekne turları yaygınlaşıp, Bodrum’daki yat yapımcılığı da yükseliş trendine geçince Mustafa Usta’nın da işleri açılıvermişti.  

Tulumbabaşındaki evine ilk gittiğim akşamı hâlâ unutamıyorum: Haber vermemiştim, sürpriz yapacaktım. Kirada oturduğu küçük evinin sokağa bakan penceresinden ışık geliyordu, cam da açıktı. İçeri baktım, yerde tahta bir sofranın yanına bağdaş kurmuş, sigarası ağzında, kangal cinsi köpeği ile beraber videodan “Kuğu Gölü” balesini izliyor.

Beni fark edince çok sevindi, hemen içeri buyur etti. “Bu kaset Moskova Devlet Orkestrasının, sen bunu bir de Londra Filarmoniden dinleseydin… Yarın akşam gel, onun da kasedi var seyrederiz. Bak farkı gör o zaman…”

 

ޞaşkınlıktan donup kaldığımı hatırlıyorum. Birkaç gün sonra yine bir iş sorma bahanesiyle evine uğradığımda ise bangır bangır İbrahim Tatlıses dinliyordu. Rahmetli sağlığında beni hep şaşırtıp durdu zaten… Su gibi Almanca bilmesi normaldi de, arıza için çağrıldığı teknelerdeki turistlere Bodrum hakkında İtalyanca bilgi vermesine, İstanköy’den gelen Yunan feribotların kaptanlarıyla Rumca şakalaşmasına ve kızınca bana İngilizce küfretmesine alışmam biraz zaman aldı…

Rahmetlinin tek kötü alışkanlığı sigarasıydı. Çakmağını sanıyorum günde bir kez, o da sabah ilk sigarasını yakarken kullanırdı. Ondan sonraki sigaralarını hep ard arda, bitenle yenisini yakarak büyük bir keyifle tüttürürdü. Bodrum’da onu tanımayan yoktu; ama gerçekten anlayan varmıydı bilemiyorum… Toprağı bol olsun.  

 


Vaktinizi daha fazla almadan bu seferlik kabristan ziyaretimi burada bitiriyorum. Yoksa sizlerle paylaşmak istediğim daha nice dostluk öyküleri var… ޞimdi hepsi rahmetli olan, Gürkan Erertem, Hamdi Giz, Öktem İren, Demir Duru, Irvin ve Roma Preis, ve daha niceleri…


 

Eminim sizler de hiç olmazsa bazılarını tanımışsınızdır. Hayatlarımıza bir şekilde girdiler; bizleri bazen sevindirdiler, bazen şaşırttılar, bazen de onurlandırdılar. Özünde hepsi iyi insandı. Ruhları şad olsun…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Previous Story

Bodrum’un Nabzı Zeyno’s Bistro Marina’da atıyor!

Next Story

Dibeklihan Sanat Köyü

Latest from 86

La Blanche Resort & Spa

2006 yılından bu yana Turgutreis’te sahip olduğu 5 yıldızın hakkını vererek hizmet veren La Blanche Resort