Fazıl Say nereye gidiyor?..

Fazıl Say nereye gidiyor?..

“Piyano çalma” konusunda eline su dökülmeyecek isimlerden birisi zaten Fazıl Say…

Dün gece Saint-Seans’ın Piyano konçertosunu dinlerken dinleyici olarak hayran hayran izledik yine Fazıl Say’ı… Ardından Hezarfen adlı Ney Konçertosu’nu izledik. Daha önce dinlediğimiz Mezopotamya ve İstanbul adlı eserlerindeki ilerici denemeler burada da kendini gösteriyordu…
Orkestra içine Ney ve Kudüm’ün yanı sıra “Waterphone” , “Ufodrum” , “Sansula” , “Vibratone” gibi ilginç enstrümanlar katılmıştı.. Ney’in sıcaklığı ile arka plandaki müziği gözardı edip müzikte hep aradığımız “sevecen, kulağa hoş gelen, alışıldık armoniler” yerine enstrümanlarla yaratılmış çok zengin bir armoni ve başka tarz bir müzikle karşı karşıya kalıverdik. Kaçırıyormuyuz acaba diye dikkatle dinlemeye çalıştığımız zengin yapı çok derinlerden, gelecek fırtınayı müjdeliyordu…
“Ney” çok iyi kullanılmış düşüncesi ve baştan sona duyduğumuz alışkın olduğumuz, olmadığımız vurmalı çalgıların ritmi bizi saygıyla Fazıl Say’a ve onun dünyasına bağladı…
“Ney ancak bu denli modern bir esere adapte edilebilirdi” diye geçirdik kafamızdan ama fırtına henüz başlamamıştı…

Hemen sonuna geleyim yazımın. Fazıl Say dün gece herkesin kafasında ” biz O’nun dünyasında neredeyiz” diye bir soru yarattı ve herkes o sorunun yanıtını aradı .

Evet Fazıl Say’ın “Universe” i evren üzerine kafa yorulmuş bir eser…”Bir besteci eğer bu yüzyılda yaşıyorsa” ve artık piyanoyu “Virtuoz” seviyesinde çalıyorsa, “Besteler de yapıyorsa” ne yapmalı… Picasso’nun yaptığı gibi ona yeni renkler katmalı, müziği bugünkü yerinden alıp ileriye taşımalı.. Tıpkı “Universe” senfonisinde olduğu gibi…
Resim yapmaya yeni başlayanların “Ben soyut çalışırım” deyip daha ABC’sini bilmeden soyut resim yapmaya çalışmak gibi “Beni anlamıyorlar” triplerine girmek yerine Fazıl Say müziği klasik normlarda seslendirmenin yanında, Rhapsody in Blue yorumlarında olduğu gibi Jazz ağırlıklı denemeler, Mozart’ın Türk marşında olduğu gibi “Yılardır aynı formatta dinlemekten bıkmadınız mı” dercesine kendi kişiliğini parçalara katmasıyla yapmak istediklerinin sinyallerini veriyordu..

İşte “Universe” de bu sinyaller daha da güçlenmiş olarak karşımıza geçti… Ses frekansları üreten “Theremin” “Ufo”, Rüzgar değirmeni” gibi çalgılar eşliğinde bize evreni anlatmayı birazda şaşırtmayı denedi Fazıl Say…
ޞimdi oturup “Picasso” resmi izler gibi “Fazıl Say”ın “Universe” ni dinleyeceğiz ve müziğin derinliklerinden gelen ipuçlarıyla O’nun müziğini anlamaya çalışacağız…

Ben Fazıl say’ı dinlerken O’nun tıpkı Bach, Stravinky, Schönberg, Varese gibi görevlendirilmiş biri olduğunu düşünürüm hep ve müziği alıp başka yerlere götürecekmiş gibi görürüm… Dün akşam Fazıl Say yerine bu parça bir başka besteciye ait olsaydı “Sıkıldık” “Bu da dinlenir miydi” gibi serzenişler duyacağımıza yüzde yüz emindim… Ama ortada Fazıl Say olunca hepimizi kara kara bir düşünce aldı “Biz neredeyiz”, “Fazıl Say nerede”…
Konserin ardından hemen YouTube’ta aynı eserin Howard Griffith yönetimindeki “Sinfonieorchester (Frankfurt Radio Symphony Orchestra)” tarafından Frankfurt’ta 10. Kasım 2012’de seslendirilişini izledim… Fazıl Say’ın bizim Bodrum’da videoda izlediğimiz açıklamaları herhangi bir metne bakmadan Almanca olarak yapması beni daha şaşırttı ve Fazıl Say’ı biraz daha sevdirdi…

“Universe”i yaratamaya başladığı günlerde
“universe senfonisinde, orkestrasyonuna, son yıllarda çıkartılan 35 yeni enstrumanın katılımı var, bu duruma “das neue orchester”adını verdim.
orkestra şu ana kadar hiç duyulmamış bir renkte tınlayacak, dünyevi olmaması gerekir.” demiş Fazıl Say…
Biliyorum ki onun yaşadığı atmosfer bizimkinden çok farklı ve tüm dünya Fazıl Say’ı büyük bir hayranlıkla ve ilgiyle izliyor…
Başlığımıza dönersek “Fazıl Say, müzikte yapması gerekeni yapıp bizleri yeni bir müzik yapısıyla, yeni bir müzik evreniyle tanıştırıyor. Bilgeliğini ustalığını kullanarak bizlere de farklı şeyler dinlemeyi öğretiyor” “Harika şeyler yapıyor Fazıl Say” kısacası…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Previous Story

Dibeklihan’da ޞenay Lambaoğlu ile Caz Günleri

Next Story

Ahmet Sarper Fotoğraf Sergisi 22 Ağustos – 5 Eylül LVZZ Otelde

Latest from Bunları Kaçırmayın

34. Bodrum Cup Başlıyor

Her yıl Ekim ayının üçüncü haftasında başlayan Akdeniz’in en büyük yelken festivali American Hospital The Bodrum