Sanat yolculuğuna dışavurumculukla başlayan Volkan Coşkun;
hem düşünsel, hem bedensel, hem de ruhsal olarak acı çekerek kurduğu bu empati dünyasında, trajedi yaşayanlara hep yakın durdu. Bu sanatsal tavra sevdalandı.
Zaman içinde insanın kendine ve çevreye yaptığı yıkımdan dolayı; bir dönem insanı ve onun ürettiği hiçbir nesneyi resimlerinde kullanmadı. Ama kendi ifadesiyle; “ne kadar ironik ki yaptığım resimler insana ait bir kültürel nesneydi.”
Felsefi yapılarda birlik arayarak kendine yakın çok yollara girdi, izler aradı.Son dönem resimlerinde artık sentezci yanı ortaya çıktı. Yani gerçekçi-düşsel dünya. Bu düşsel dünya figür ve renk zengini bir dünyadır. Derinlerde insanın çevreye ve kendisine yaptığı yıkımı, katliamı protesto eder, ama güzelliklerle. Protestocular: Kuşlar, atlar, balıklar, kızlar ve denizkızları… Bu protest bir orkestradır. Orkestra şefi ise; bilgeliğin metaforu olan sandaldır.
Ayrıca Sandal trajedi yaşayanları tedavi eder.
Sanatçı bu dönem resimlerinde inceliğin, duyarlılığın, yürekliliğin, sevdanın ve sonsuzluğun metaforu olarak adlandırdığı bir küçük kırmızı balığı da resimlerinde hep kullanır. Bu resimlerin adı “ Küçük Kırmızı Balığın Düşleri” dir.
Sanat yolculuğunun başında yarattığı ve sevdalandığı trajik karakterler bu yeni düşsel dünyaya gelirler ve sandala binerler. Bu gönül sandalında herkese yer vardır.
Volkan Coşkun 23. Kişisel sergisinde izleyiciye protest güzellikler sunacak.
8 yıldan sonra Küçük Kırmızı Balığın Düşleri, 18-Ağustos’ta Mavi Sanat Odasında “Mavi Hüzün, Protest Güzellikler” adı altında 18:30’ da Ekşi Restaurant’ın Mavi Sanat Odasında açılış kokteyli ile başlayacak ve sergi 3 Eylüle kadar sürecektir.
VOLKAN COŞKUN
1963 yılında Ankara’da doğdu.
1986 yılında G.Ü.G.E.F. Resim – İş Eğitimi Bölümü Oya Kanıklı atölyesinden mezun oldu.
100’ü aşkın karma sergiye katıldı.
Sanatçı yaşamını resim yaparak Bodrum’da sürdürmektedir.
Kişisel Sergileri:
1994 Galeri Soyut – Ankara
1996 Ora Bar – Bodrum
1996 Musicorama Bodrum Muzik Festivali ile birlikte Sea Garden Hotel – Bodrum
1997 Küba Bar – Bodrum
1998 Türk – İngiliz Kültür Derneği Sanat Galerisi – Ankara
1998 Küba Bar – Bodrum
1998 No:7 Bodrum
1999 Valör Sanat Galerisi – Ankara
2000 Mazhar Zorlu Sanat Galerisi – İzmir
2000 Hadigari Sanat Galerisi – Bodrum
2000 Nelli Sanat Galerisi – İstanbul
2000 Galeri Soyut – Ankara
2000 Epsilon Sanat Galerisi – Bodrum
2001 Küba Bar – Bodrum
2001 Galeri Soyut – Ankara
2002 Dam Sanat Galerisi – Bilkent – Ankara
2002 Pera Sanat Evi – İstanbul
2002 Yağhane Sanat Galerisi – Bodrum
2002 Galeri Soyut – Ankara
2003 Galeri Soyut – Ankara
2004 Turuncu Sanat Galerisi – Bodrum
2008 Bilim Sanat Galerisi – İstanbul
BİR VOLKAN COŞKUN RESMİ
Volkan’ın resimlerini düşündüğümde ilgi alanlarımı keşfetmekte pek güçlük çekmedim.
Önce hemen şunu söyleyeyim: Resim eğitimi almış olmasına karşın, bildiklerini, öğrendiklerini hiç öne sürmek istemediğini görüyorum. Sanki resmi bilmiyor da yeni öğreniyormuş gibi bir tavrı var. Her şeyden önce bu yüzden seviyorum resimlerini Volkan’ın. Yalnız bu da değil elbet. Resimlere nasıl bakarsak bakalım, şiirsel bir tavır seziliyor, görülüyor: Kuşlar, özelliklede balık resimleri böyle… ”Küçük Kırmızı Balığın Düşleri” sonra bu ad altında toplanan resimleri: ”Küçük Kırmızı Balığın İnsan İlişkilerine Tanıklığı”nda da bu şiirsel yöntem her yönüyle ağır basıyor.
Genelde Volkan düşlerini çiziyor. Böyle diyebiliriz. Doğada düş denli gibi başkaca bir zenginlik var mıdır? Giderek bu Tavrını insan figürlerine değin uzatıyor. Ayrıca bu serüvenini yalnız denizlere, kara parçalarına, geceye, gecelere de götürüyor. Ama aslı da gökyüzüne, hepimizin bildiği sevdiği gökyüzünü de boca ediyor resimleri. Nasıl bir gökyüzü mü Coşkun’un çizdiği: Bir düş görenin gördüğü gökyüzü. Bunun için gökyüzünde uçurtmalar, gemiler, soyut çizgiler – biçimler. Özellikle de aylar, yıldızlar ve balıklar pupa yelken yol alıyorlar. Bu örnek resimlerde egemen renk her zaman mavi. Bu da doğal elbet. Değil mi ki geceler geceler boyunca yürüyoruz ve elbette yalnız onu göreceğiz.
Volkan’ın resimleri sivriliyor. Belki de tek neden de bir “leit-motive” gibi baştan beri sürdürdüğü düşü, yalnız onu sürdürmesindendir: Kimbilir?
Volkan henüz genç bir ressam. İlerisini onun resmini sevenler gibi ben de merak ediyorum. Yolu uzun: Her şey ise bu uzun yolu tepmekte.
İlhan Berk
Mart 2005
COŞKUN VOLKAN’a BAKARKEN’E
Lakin ay ışığında
Adilsalih
8 Nisan sularında / 2008
Moda İstanbul
güneşe bakmalıyız da
doğuda olduğunu tarihsel belleğimizden nasıl silerler
ey hat
ey hat
gel gör ki yanlış okuduğum cümle: aşkın dili faldır ey taş
taşın dili faldır ey aşk
herkes eğlenceli kılmak isterde hayatı
yola çıkmadan bulup kurar sanmasındır
volkan’da gördüğünüzde ki sinopsi ( senaryonun ham hali )
dünle gitmedi cancağızım
aynı izleri ayna izleri COŞKUN’da
yazgısını yürüyen
yok olan kent kimdir şimdi
çünkü;
yer göğe temasından altını üstüne ki balıklar uçar kırmızısı hep
tersinden
deniz kızları da
kuşun her türü – ebabil dahil – dalgıçtır.
her yeri gören, hayatın balkonundan bakan penceredeyse ki
görebilmeniz için görülmek istemese de dolunayda çıkıyor
armonideki nedenler böyle böyle
unutulur mu;
söylencelerle, değişlerle büyümedik mi
yas ve de yaş olarak
Volkan’ın bize, hatıralarımıza dümen olması
böylesi bir Kütahya maviliği değil midir dir derim
siyah kalem’e baktığımızda ne kadar zamansız düşündürür
bir de Pollock’a mintyatür zeminlerinden bakmayı hatırlatır
Volkan COŞKUN’UN Bodrum’a gönüllü sürgünlüğü Hayat
apartmanımızda
bahçedeki ağaçların köklerine yakın olmak için Bodrum dairesindedir
sizlere düş göstererek
Similayla Bismillah arasında bağ arar
onun yaylasında herkesin hakkı var kadar mütevazidir
yoksa sen mi diledinle yola çıkıp
bugünlerde dil’e kolayda duran tezer cem’den kısa sözün ortası diye;
hazerfen
kağıtların hava alanlarına inip kalkan
sözcükler vardı yürekten tarifesiz gelen
kendi karanlığına açılan o beyaz yelken
senin kasırganı paylaşacağız!
hava boşluklarını çekeceğiz içimize kıvranarak
tekrar teyidi gelecek o gün öpüşünle
tutam tutam koparıp gözlerimden
Bulut dağıtacağım coğrafyana, unutma!
bunu seversin sebepsiz bir heyecan ile
artık benimde baktığım o kabul görmez ayıraç
İndexlere tanıtıyoruz kendimizi şiir ile
şimdi kuşsuz bir gökyüzüne yetişmiyor ellerimiz
varmıyor, rotasızlık ağır inişlerden sonra başlıyor
katkısız bir uçuşa durarak
“senin gözlerin hiç küçük oldu mu”
bakışınla büyürken ufuktaki merdiven
altından geçme bozulur oyun hamurların
una bulanır anneler kader tüketir
senin hüznünü kandıracağız!
Öldüysen de kaç kere abaküslerde
boncuk oyalayacağız her birine
ömrünü fazla gören kelebeğe ithaf sanılacak
o kanatlarla uçulacak o gün boşlukta
“simsiyah açılan,geniiiiiş kapıdan, geçince
başlayacaaak,bitmeyen sukuuutlu geeceee…”
şimdi Hazerfen diyeceğiz hep birlikte
hayalden uçurduğumuz kendimizi alkışlayacağız
dönecek yine…
Hele;
Boşa koştuğum tarlalarım ben!
bu im çıktı çıkacak elinin izi gerekti
böyle oldu.
DİP NOT
*Neşet Ertaş’ın “zaide” sini çalıp söyleyen,
Afrikalı bebek iken evlat edinilmiş güzelimiz
COŞKU(N)’UN DÜNYASI
O’nu upuzun bir yolda düşünürüm hep…
Resmin içine doğrudur yolculuğu. Resmin kendisine doğru… Bu yolculukta resim O!ndan ayrı, O’nun dışında değildir… Birliktelikleri, birbirlerinin var oluşlarını zenginleştirir… Bazen Irmağın Kendisidir, bazen aktığı yatak…
Düş… Volkan Coşkun’un anlam ve sembol zengini dünyasını anlatan doğru sözcüktür. Sonsuz düşlerini resmeder; hayal ettiği “ideal” dünyayı,düşlerindeki dünyanın öğelerinden yola çıkarak kurmaya çalışır Coşkun… Kullandığı semboller, yaşamın kendisine dönüşür… İnsanlığın binlerce yıllardır yaptığı kendini arayış yolculuğunu, okyanusta yolunu kaybeden küçük kırmızı bir balığın sembolizmiyle masallaştırmıştır.
Okyanusla tanışan küçük kırmızı balık, acılar içinde yaratıcısına sorar:
-Neden bu koca evrende derin bir yalnızlık içindeyim? Neden ölmeme izin vermedin ve beni kurtarmaları için özgür atları gönderdin?
-O kadar ince, duru ve merhametlisin ki, ölmene nasıl izin veririm?Senin ödülün bu: ölümsüzlük!…
Derin tatlar taşıyan resminde, büyülü masalların, renklerle dolu, birbiri içine akan düşlerin güzelliği vardır. Flüt, keman ve lir çalan deniz kızları, kuş kadınlar, antik çağlardan çıkıp gelen müzisyenler, onların müziğiyle dans eden Menadlar, Korybandlar, içinde geceyi taşıyan hüzünlü kısraklar, Zümrüd-ü Anka, uçurtmalar, özgür atlar, özgür kuşlar… Hep birini arar, Birbirini kucaklar, bir yerde buluşurlar… Rastlantısal karşılaşmalar yaşarlar… Aslında onları bir yere koymak imkansızdır; çünkü Coşkun’un tuvallerinin sonsuz maviliklerinde, yeryüzüyle gökyüzünün birbirine karıştığı bu mavimsi gölgeler içinde onlar, hem denizlere hem gökyüzüne aittirler…
Her şey hareketli… Her şey alacalı bulacalı, gökkuşağı renklerindedir… Sürekli bir devinim içinde olan ve çoğu zaman tuvalden başını uzatmış bakan düşsel kahramanlar, sanki her an bulundukları yerden ayrılıp aramıza katılacak, hayatın akışına karışacak gibidirler…
O’na “ şair” demek yanlış olmaz; renkli olduğu kadar, üretken yaratma güdüsüyle ve hiçbir ödün vermediği özgürlük ilkesiyle kendi efsanelerini, kendi coğrafyasını ve kendi gramerini yaratırken Coşkun’da hep şiirsel bir yaklaşım vardır… İnsanı bazen çarpan, bazen alıp götüren bu kendine özgü şiirsellik içinde yoğun bir duyarlılık saklıdır.
İç devinimleri ve kendine haz dengeleri olan bir algı ve yaşantının insanıdır Coşkun. Sezgisel bir bilinçle oluşturduğu yaratı dünyası, O’nun yol göstericisidir. Bu yüzden daralmaların değil, alabildiğine genişlemenin, açılımların, devinimlerin sanatçısıdır O.
Onca hareketliliğe ve çok sesliliğe rağmen Coşkun’un resimleri pür, yalındır; kendi olma halini yaşarlar. Ama buradaki yalın ifade bile, sorular sordurur izleyiciye; çok katmanlı anlam boyutuyla özel bir dil yaratarak konumlanır ve yoluna devam eder.
Sanatçının düş dünyasını oluşturan gerçekler, gerçekleri var eden düşleri ve bunların sarmaş dolaş oldukları masallarında geçmiş, şimdiki zamana eşlik eder; hüzün, neşe,umut, coşku, karamsarlık hep bir aradadır. Karşıtların birbiri içinden doğduğunun farkında lığıyla ve güçlü bir lirizmle anlatır masallarını… Bizi kendi hayallerimizle baş başa bırakan bu masallarının ardında, duyarlılığımıza yeni bir boyut kazandırmayı vaat eden farklı bir dünya yatmaktadır.
Geçmişle hesaplaşan, şimdi, şu anda var olmak isteyen, ama dur durak bilmeden gelecekle konuşan (I) bir dünya yaratırken sanatçı bağırıp çağırmayı değil, sessizce dokunmayı yeğler… Belki O’nu bu denli “özgün” kılan, bu içtenlikli ve dürüst tavrıdır.
İnandığı, doğru bildiği bir yolda ilerlerken, başka bir yola ihtiyaç duymuyor gibidir; ama bu yolda gittikçe daha da derinleşebileceğinden emin bir duruşu vardır. Her yeni yapıtında, biraz daha fazla özgünleştiğini, özgürleştiğini, kendine ait bir evrenin ressamı olarak belirdiğini söylemek mümkündür Volkan Coşkun için… Ve bir sohbet sırasında söylediği gibi, “Kendi kuyusunda, kendi evrimini yaşamaktadır…”
Masalına davet ettiği her şeyi ağırlama zenginliğine sahip, sıklıkla karşımıza çıkan bir iç dünya vardır Volkan Coşkun’un resimlerinde: Sandal… Müzisyen denizkızlarından, göksel varlıklara kadar olağan üstü geniş bir devinim alanıdır burası… En önemlisi, bildik anlamından arınıp, simgesel işlev kazanan bir sandal söz konusudur bundan böyle; bilgeliğin er meydanıdır sandal…
Ve uzaktan da olsa, Halikarnas Balıkçısı’nın torunudur Coşkun…
***
Bütün duvarları tuvallerle çevrili bir bahçe katı. Küçük penceresinden içeriye doğru arsızca uzanan mor begonviller… Pencere önünde bir masa, üzerinde fırçalar, spatulalar, kağıtlar. Sigara paketleri, dibinde telvesi kalmış kahve fincanı. Uzanıp dinlendiği küçük yatağı… Raflara iliştirilmiş kağıtlarda notlar, kitapların önünde ufak çanaklar, içinde raptiyeler, çiviler, çakıl taşları…
“Bu sofa, şu oda… Ülkem ve krallığım bunlar benim. Hayatımın en güzel saatleri bu sofada, bu merdiven başında geçer. Ben bir balığım, bu küçük gölde yaşarım…”
Behçet Necatigil (2)
Volkan Coşkun’un atölyesi, onun kişiliğini tamamlayan, içinde bulunmaktan mutluluk duyduğu bir yer ve eserlerinin yaratım mekanıdır. Sanat hayatının içine yerleştiği alan, dar sınırlarına ve insanlara sunduğu kısıtlı yaşantı deneyimlerine (3) kaşın, alabildiğine geniştir. Buraya uğraş girer, uğraşsal dert ve sevinç girer, dost sohbetleri, içtenlik, aşk, anlam girer… Sıcak, sevecen bir hava solunur burada… Coşkun’un atölyesi, bir evrendir adeta…
O’nu boş bir tuvalin karşısında hatırlarım hep…
Dünyasını kurarken her zaman önce bir tını arar gibidir. Derin bir sessizlik içinde, onu duymaya başladığında, biçimin ve renklerin gelmekte olduğunu ayrımsayan (4), bu gelmekte olan renkleri ve biçimleri önündeki tuvalin boşluğuna nakşeden heyecan dolu devinimi başlar. Sadece bunlar değil, kullandığı malzemesi, resminin oluşum süreci içinde malzemenin aldığı türlü biçim ve her şey bu coşkuyu arttırır adeta. Defalarca şahit olduğum bu yönün, yapıtının coşku ve duyarlılık kazanmasına büyük katkı sağladığını düşünürüm. Başlangıçta ve bitişte yitirilmemiş bir heyecan onun en belirgin yönlerinden biridir. Bu da üretkenliğin can damarı değil midir bir sanatçı için?
Hiç bitmeyen hesaplaşmaları ve arayışlarıyla, sürekli kendini yenileyen bir sanatçı ve gittikçe koyağını derinleştiren bir düşünce adamıdır Volkan Coşkun. Bu sorgulamalar, düşlerinden sıyrılıp gelen her şeyi kucaklamaya hazır bir yaşam sevdalısına çevirmiştir. O’nu; başta küçük kırmızı balık olmak üzere, resmine konu olan tüm mitsel simgeler O’nun hayat dolu, sımsıcak yaklaşımından payına düşeni alır, izleyiciye kalansa bu coşkuyu paylaşmaktır artık…
Saadet Irmak
İstanbul, Nisan 2008
Dip Notlar
1- Ferit Edgü
2- Behçet Necatigil’in “Kutularda Sinek” isimli radyo oyunundan
3- Hilmi Yavuz
4-Ferit Edgü
Alarga etmektir Volkan Coşkun’la tanışmak. Uzun bir yoldur gözlerine, derin gözlerine bakınca ki gülerken ki dahi hep hüzün vardır; koca bir gönül adamı vardır baktığımda gördüğüm. Ve koca bir çığlıktır dinlediğinde içinden çıkan. Seni sarmalar çığlıkları ve denizinde yüzersin o zaman:
Dalga dalga…
Neler anlatır o suskunluk zamanlarında çekici sessizliğinde.
Alarga etmektir Volkan Coşkun’la tanışmak, hiç inmek istemezsin sandalından. Bir kerecik sevmezsin, birçok kez, birçok kez çoğala çoğala sevdikçe daha çok seversin. Ve her gün daha çok. Hümanistliğini gördükçe daha da çok. Kocaman bir yürektir Volkan Coşkun, yüreğine sığmayan taşan, taştıkça paylaşan koca bir yürektir.
Alarga etmektir Volkan Coşkun’la tanışmak, hiç inmek istemezsin sandalından, yüzüne, saçlarına vurdukça meltemleri, sam yelleri, tufanları ve boranları…
Melek Çam
İstanbul, Nisan 2008
